Üye Ol
Üye Girişi
Webmail | Hizmetlerimiz | Yardım Konuları | Faydalı Linkler | Şifremi Unuttum? | Yeni Üyelik
Marbleport'a Hoşgeldiniz
Anasayfam YapAna Sayfam Yap Favorilerime ekleSık Kullanılanlara Ekle
  Site içi Arama:
Madencilik Kültürü

ALTIN VE SİYANÜR




Anadolu'da binlerce yıl önce üretildiği bilinen altın, çok eski çağlardan bu yana, sahip olduğu temel işlevleriyle, en gözde metallerden birisi olmuştur. Altının bu önemli işlevlerini, ziynet eşyası olarak kullanımı, servet biriktirme ve mübadele aracı oluşu yanında kolay işlenebilme özelliği, dayanıklılığı ve pek çok endüstri dalında yaygın kullanımı teşkil etmektedir. Ziynet eşyası olarak sahip olduğu önem, bir ölçüde toplumsal kültür tarafından belirlenmekle birlikte, altının servet biriktirme aracı olarak ekonomideki fonksiyonu daha evrensel bir karakter taşımaktadır. Bununla birlikte 2. Dünya Savaşı sonrasında dünya ekonomisindeki ve finans piyasalarındaki gelişmeler, özellikle gelişmiş ekonomilerde altının bir servet biriktirme aracı olarak sahip olduğu önemi büyük ölçüde geriletmiştir. Ancak, bununla birlikte az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde servet biriktirme fonksiyonuyla altın hâlâ önemini korumaktadır. Altın bütün dünyada olduğu gibi çok eski dönemlerden beri Türk halkının da en gözde ziynet eşyası ve servet biriktirme aracı olmuştur. Ziynet eşyası olarak altına verilen önem, bugüne kadar hiç altın madenciliği yapılmayan ülkemizde altın işleme sanatının gelişmesine yol açmış ve altını önemli bir geçim kaynağı hâline getirmiştir. Özellikle son yıllarda gelişen turizm hareketlerine bağlı olarak, Türkiye'nin altın ihracatının önemli oranda arttığı gözlenmektedir. 1989 öncesinde ithalatı yasak olmasına rağmen ülkeye önemli miktarda kaçak olarak altın girişinin olduğu bilinmektedir. 1989 sonrasında ise, piyasanın talebini karşılamak üzere Merkez Bankası tarafından altın ithalatına başlanmasıyla, ithalatın boyutları hakkında doğru bilgi edinilmesi mümkün olabilmiştir. Üretim sıralamasında yokuz talepte dünya beşincisiyiz Dünya toplam işletilebilir altın rezervi 49 bin tondur ve bunun yüzde 65'i dünya altın üretiminde ilk sıraları paylaşan ABD, Kanada, Avustralya ve Güney Afrika'da bulunmaktadır. Dünyada 2004 yılında altın aramaları için yaklaşık 1.5 milyar dolar harcanmıştır. 2004’te, dünya altın madenciliği yatırım projelerinin toplamı 30 milyar dolar civarındadır. Dünya altın üretimi son 25 yılda yaklaşık ikiye katlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda, bilinen altın cevherleri işletmeye alınırken, yeni altın yataklarının bulunması için tüm dünyada yoğun bir arama ve yatırım dönemi başlamıştır. 2004 itibariyle dünyada 900 altın madeni faaliyettedir. Dünya altın üretiminin yüzde 53'ü dört sanayileşmiş ülke ABD, Kanada, Avustralya ve Güney Afrika’da yapılmaktadır. Türkiye dünya altın üretimi sıralamasında yer almadığı hâlde, altın talebinde beşinci sıradadır. ABD'de işletilen altın rezervlerinin yüzde 92.5'i, Avustralya'da yüzde 96'sı ve Kanada'da yüzde 90'ı siyanürleme yöntemiyle üretilmektedir. Dünya altın madenciliği istatistikleri incelendiğinde, mevcut tüm rezervlerin hızla üretime alındığı görülmektedir. Türkiye ise oldukça sınırlı kaynak kullanımıyla yapılan arama çalışmaları sonucunda, işletilebilir önemli miktarda altın rezervine sahip olduğu belirlendiği hâlde, bunlardan yeterince yararlanmayan dünyadaki tek ülke konumundadır. Ülkemizde hâlen çevresel sınırlamalar nedeniyle sorunlu olarak işletilmekte olan Ovacık Altın Madeni’nden başka işletilmeye hazır 8 altın madeni daha belirlenmiştir. Bu madenlere ait rezervlere dayanılarak, ülkemizde hâlen işletilebilir 450 ton altın ve 1100 ton gümüş mevcuttur. Bu rezervin toplam değeri yaklaşık 4.5 milyar dolar ve ülke ekonomisinde yaratacağı katma değer ise 18 milyar dolar düzeyindedir. Bu projelerde, doğrudan istihdamın 2 bin 100 kişi ve dolaylı istihdamın ise 33 bin kişi olacağı tahmin edilmektedir. Bilindiği gibi, Ovacık Altın Madeni’nde Mayıs 2001’den itibaren deneme üretimi yapılmakta ve 350 kişi çalışmaktadır. Bugüne kadar 2.1 ton altın, 2.4 ton gümüş üretimi gerçekleştirilmiştir. Oluşan çevre bilinci ve yöresel duyarlılıkların da katkısıyla maden işletmesinde alınan önlemlerle, dünya standartlarına paralel, örnek bir denetim mekanizması kurulduğundan, çevre ve insan sağlığını tehdit edecek risk unsuru kalmamıştır. Üretimin yüzde 85’i siyanürle yapılıyor Çok eski çağlardan beri üretildiği bilinen altın, M.Ö. 100 yılına kadar dere yataklarından ilkel yöntemlerle elde edilmiştir. Amalgamasyon yönteminin bulunmasıyla altın üretiminde önemli bir aşama kaydedilmiş, 1783’te İsveç'te Scheele'nin siyanür çözeltisinin altını çözdüğünü keşfetmesinden sonra çok önemli bir dönem başlamıştır. Altının siyanürle zenginleştirilmesi, endüstriyel anlamda ilk kez 1889'da Yeni Zellanda'daki Crown Mine'da gerçekleştirilmiştir. Altın cevherinden altın üretimi için uygulanacak endüstriyel prosesler cevherin mineralojisine bağlıdır. Bu nedenle ayrıntılı mineralojik çalışmalar altın madenciliğinde çok önemli bir yer tutar. Günümüzde dünya altın üretiminin yüzde 85'i siyanürle yapılmakta iken, sadece yüzde 15'lik bölüm diğer fiziksel yöntemlerle gerçekleştirilmektedir. Bugünkü koşullarda endüstriyel prosesler içinde siyanür yerine kullanılan başka bir kimyasal reaktif yoktur. Alternatif çözücüler ya çok pahalı ya da siyanürden daha toksiktir. Ancak, altın-gümüş madenciliğinde üretim sırasında oluşan siyanür bileşiklerini içeren atık ve atık suların da arıtılması çok önemli ve insanî bir zorunluluktur. Gelişmiş ülkeler dahil altın üretimi yapılan pek çok ülkede siyanür arıtma tekniklerinden bir veya birkaçı beraberce kullanılmaktadır. Ülkemizdeki Ovacık-Altın Madeni’nde de benzer uygulama söz konusudur. Üretim prosesinin bir parçası olan kimyasal bozundurma tesisinde, liç prosesinden çıkan atık çözeltideki siyanür parçalanmakta ve ağır metaller ise sabitlenerek çöktürülmekte, böylece atıklar zararsız hâle getirilmektedir. Uluslararası bağımsız bir gözetim firması tarafından yürütülen test çalışmaları sırasında, kimyasal bozundurmadan çıkan atık sulardaki siyanür seviyesinin 0,2 mg/lt (ABD içme suyu standardındaki siyanür seviyesi) ve atık göletine vardığı anda 0.1 mg/lt olduğu tespit edilmiştir. Hâlen gelişmiş ülkelerdeki uygulamaların çoğunda, atık göletlerine deşarj edilen siyanür seviyesi 50-150 mg/lt arasında değişmektedir. Bu değerler Ovacık’ta siyanür kullanımı sonucu ortaya çıkan riskin ihmal edilebilecek bir düzeyde olduğunu göstermektedir. Ovacık Altın Madeni tesis atıkları, uluslararası standartlarda kil-jeomembran-kil bileşik sistemiyle astarlanarak sızdırmazlığı sağlanmış olan atık havuzunda depolanmaktadır. Atık havuzu, Afet İşleri Yönetmeliği'nin 1. Derece Deprem Bölgeleri Şartları’na göre projelendirilmiş, projesi DSİ tarafından onaylanmış ve DSİ kontrolünde inşa edilmiş olup, büyük su barajları için öngörülen stabilitenin çok üzerinde güvenlik katsayısına sahip bir kaya dolgu yapıdır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'ne göre, madencilik de dahil olmak üzere çeşitli sanayi kuruluşları için alıcı ortama siyanür deşarj limitleri verildiği hâlde, Ovacık Altın Madeni'nde, ne doğrudan ne de dolaylı yoldan, alıcı ortama hiçbir şekilde atık su deşarjı yapılmamaktadır. Bu tedbirler sayesinde, Ovacık Altın Madeni tesisleri, dünyadaki benzerlerinden daha yüksek çevre koruma standartlarına sahiptir. Bu husus, idare tarafından, "olası risk faktörleri" karşısında tesiste alınmış çevre tedbirlerinin fiilen yerine getirilip getirilmediğinin somut olarak belirlenmesi amacıyla görevlendirilen TÜBİTAK-YDABÇAG (Yer Deniz Atmosfer Bilimleri ve Çevre Araştırma Grubu) uzmanlar kurulunca da saptanmıştır. TÜBİTAK raporunda, tüm çevre tedbirlerinin yerine getirilmiş olduğu ve dolayısıyla yatırımın insan ve çevre sağlığını tehdit etme riskinin bulunmadığı, dünya altın madenciliğinde uygulanmakta olan gerek üretim teknolojisi gerekse çevre tedbirleri teknolojilerinden daha iyisine sahip olduğu belirtilmiştir. Yürütülen kampanyalar gerçekleri yansıtmıyor Sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile altın-gümüş üretiminin taşıdığı risk, günlük hayatta karşı karşıya olduğumuz, tüp gaz patlaması, doğal gaz yangını, eksoz gazları solunumu, trafik kazası gibi risklerden çok daha düşük düzeydedir. Dünyada 24 ülkede 600 civarında sodyum siyanür çözündürmesi ile altın ve gümüş üreten maden bulunmakta ve siyanür yöntemi 100 yılı aşkın bir süredir kullanılmaktadır. Ülkemizde de 1986’dan bu yana sodyum siyanür çözündürmesi yöntemi ile Kütahya 100. Yıl Gümüş Madeni’nde ortalama 75 ton/yıl gümüş üretilmektedir. Ancak günümüzde, konunun uzmanı olmayan bazı kişi ve kurumlarca, esasen var olması gereken çevresel duyarlılığı aşan, bilimsellikten uzak ve gerçekleri yansıtmayan bir kampanya yürütülmekte, kamuoyu etki altında bırakılıp, yanıltılmaktadır. Madencilikte siyanür kullanımı ve kullanılan siyanürün bertaraf edilmesi, yıllardır emniyetli bir şekilde uygulanmasına, yasa ve yönetmeliklerle ciddi bir şekilde kontrol edilmesine rağmen medyada, madenciler, tamamen kâr amaçlı, sorumsuz, keyfi, çevre bilincinden uzak bir meslek disiplini olarak lanse edilmektedir. Halbuki dünyada üretilen siyanürün yalnızca yüzde 15'i madencilik endüstrisinde kullanılmakta, geri kalan yüzde 85 ise başta plastik üretimi olmak üzere değişik endüstri dallarında tüketilmektedir. Diğer sanayi dallarında kullanımı hiç dikkat çekmeyen, altın üretiminde kullanılacak siyanür etrafında amacını aşan, toplumsal tepki yaratmaya çalışan zihniyeti anlamak mümkün değildir. Esasen oluşturulan bu duyarlılığı üretim sürecindeki bir denetim mekanizmasına dönüştürmek daha fazla önem arz etmektedir. Tüm iktisadi faaliyetlerde olduğu gibi altın madenciliğinin de ülke ekonomisine doğrudan etkilerinin yanı sıra dolaylı etkileri olacaktır. Dolaylı etkiler içinde özellikle, yaratılan gelir ve ek talep yoluyla ekonominin diğer kesimleri üzerindeki uyarıcı etkileri en önemli bölümü oluşturmaktadır. Yatırım aşamasındaki 4 projeye ilişkin veriler çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda, Türkiye'de altın madenciliğinin ekonomi üzerinde olumlu etkiler yaratacağı belirlenmiştir. Bergama'daki tesiste, yılda 6 ton altın ve buna bağlı olarak 33 ton gümüş üretimi amacıyla yurt içinde yapılacak 70 milyon dolar yatırımla, yatırım aşamasında toplam bin 50 kişi, işletme aşamasında ise 435 kişiye sürekli istihdam imkânı yaratılmış olacaktır. İşletme aşamasında yaratılacak gayri safi millî hasılaya katkı ise 80 milyon dolar olarak hesaplanmıştır. Diğer projelerin de hayata geçirilmesi ile bu katkı çok daha anlamlı değere ulaşacaktır. Türkiye'de yeni bir madencilik dalı olarak altın madenciliğinin sağlayacağı katkılar doğal olarak yalnızca ekonomik göstergelere yansımakla sınırlı kalmayacaktır. Söz konusu girişim, ülke madenciliğine finansal katkısının yanı sıra, eğitim, bilgi ve teknoloji transferi ile birlikte yeni bir heyecan ve dinamizm kazandırma tarzında önemli katkıları da beraberinde getirecektir. Sonuç olarak, sınırlı kaynaklarla yapılan etüd ve aramalar sonucunda, ülkemizde küçümsenmeyecek bir altın rezervinin var olduğu belirlenmiştir. Ekonomik kriz şartlarının egemen olduğu bugünlerde, yaratılacak katma değer bir tarafa bırakılırsa, AB’ye giriş sürecindeki ülkemizin, genel olarak doğal kaynaklarının üretilmesi, sadece ülkemiz için değil, birlik üyesi ülkeler başta olmak üzere, tüm insanlık için önem arz etmektedir. Altın, bu kaynakların en önemlisi ve vazgeçilmezidir. Bu nedenle bu varlığımızı, elbette çevresel riski en az yöntemlerle ivedilikle değerlendirmek ve katma değer yaratmak zorundayız. Maden arama ve işletmeciliği açısından gelişmiş ülkelere göre kıyaslandığında bakir sayılabilecek ülkemizde, madenciliğimizin gayri safi millî hasılaya katkısını hızla yükseltmek, en önemli hedeflerimizden biri olmalıdır. Cumhuriyetimizi kuran iradenin, daha başlangıçta ortaya koyduğu bu süreci zaman yitirmeden mutlaka hayata geçirmeliyiz. http://www.istanbul.edu.tr/iletim/?page=template-news/detail&int_Id=642

Cevher Zenginleştirme

Ankara Yılbaşı
mobile porn
Ankara Haber